28 Eylül 2010

Dünyanın en iğrenç turistik mekanları !


Tahminen üzerinde bir milyon sakız (ve bilinmeyen miktarda kurumuş tükürük) bulunan duvar, dünyanın en hijyenik olmayan ikinci turistik yeri seçildi.
ABD'nin Seattle şehrinde bulunan 15 metre uzunluğundaki Pike Place Market duvarı tamamen renkli sakızlarla kaplı.

Her şey, 1993'te tiyatro severlerin Unexpected Productions'ın Seattle Theatresports komedisi için bilet almak üzere kuyruk oluşturmuş beklerken duvara sakızlarla bozuk para ve başka nesneler yapıştırmasıyla başladı.

Tiyatro çalışanları iki kez duvarı kazıyarak temizledi, ama sonunda pes ettiler. Yerel yetkililer 'sakız duvarı' 1999'da resmi turistik yer olarak ilan etti.


Listenin bir numarasında ise İrlanda'daki Blarney Taşı bulunuyor. 19. yüzyıldan kalan taşı öpmek bir gelenek sayılıyor ve öpenlerin dileklerinin yerine geleceğine inanılıyor. Taşı her gün yüzlerce kişi öpüyor!

Jennifer Aniston ve Aaron Eckhart'ın oynadığı Hollywood yapımı Love Happens'ın bir sahnesine de ilham veren duvarda artık tek bir boş yer kalmamış durumda. Duvar bazen not bırakmak için de kullanılıyor!

25 Eylül 2010

Martha Stewart Show’da müthiş Türkiye tanıtımı


Amerikalı ünlü TV yapımcısı, spiker, gurme ve yazar Martha Stewart’ın, ABD çapında yayınlanan ve 15 milyon seyirciye ulaşan popüler programı “Martha Stewart Show”da, 24 Eylül 2010 tarihinde, bir saatlik muhteşem bir İstanbul bölümü yayınlandı.

Her yönüyle ustaca hazırlanmış bölüm, İstanbul'un zengin tarihini, kültürel mirasını, doğal güzelliğini ve modern yüzünü oldukça çarpıcı bir biçimde yansıttı. Program, şov ekibinin, “T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tanıtma Genel Müdürlüğünce”, Haziran ayında, İstanbul ve Kapadokya'da 2 hafta boyunca ağırlanmaları sonucunda çekildi.

Stewart, 24 Eylül 2010 tarihli programın yayını esnasında, kameralar ve izleyiciler önünde, New York Kültür ve Tanıtma Ataşesi Nihan Bekar'a, “T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın vermiş olduğu destek ve gösterdiği olağanüstü misafirperverlik için” teşekkür etti. Ünlü programcı, Türkiye gezisi için, "daha önce yaptığım seyahatlerin hepsinden çok daha özel bir seyahat ve siz izleyicilerimi de bu farklı yolculuğa çıkarmak istiyorum" ifadesini kullandı. Ataşe Nihan Bekar da, Stewart'a kameralar önünde teşekkür etti ve kendisini yeniden ülkemize davet etti.

İstanbul bölümü, Stewart'ın Boğaz turuyla ve tarihi yalıların gösterimiyle başladı. Stewart, yaptığı Boğaz turundan çok etkilenirken, "İstanbul'da tekneyle açılmanın apayrı bir güzelliği olduğunu" belirtti. Bu gezinin arkasından Topkapı Müzesi’ne gelen ünlü televizyon yıldızı, Müzeyi gezerken, "dünya harikalarından biri" ifadesini kullandı. Mısır Çarşısı'nda, baharatların çeşitliliğinden ne denli etkilendiğini gizleyemeyen Martha Stewart, "bu çarşıda günlerimi geçirebilirim" dedi. Martha Stewart, çarşıda, lohusa şerbetinin, Türk kahvesinin tadına baktı ve Boğaza karşı yediği öğle yemeği sonrasında ikram edilen baklava için, "hayatımda yediğim en güzel baklava" ifadesini kullandı. Ayasofya'ya girerken, "hep ziyaret etmeyi hayal ettiğim bir müzeydi" diyerek, izleyicileri bu muhteşem hazineyi gezmeye davet etti. Bu çerçevede, geçtiğimiz yıl Ayasofya Müzesi’nde gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları esnasında ortaya çıkarılan “kanatlı melek mozaiği” ile ilgili ayrıntılı bilgi aldı. Sultanahmet Camii’nin mimarisinden de son derece etkilendiğini belirten yıldızın, İznik çinilerine özel bir ilgi gösterdiği görüldü.

Program süresince, ülkemiz, Hristiyanlığın geliştiği ve ilk dönem eserlerini verdiği bir coğrafya olarak tanıtıldı.

“Spa kültürünün kaynağının Türk Hamamı’nda saklı olduğuna” atıfta bulunan Martha Stewart, bu gezi vesilesiyle, “pastırmanın kaynağının da İtalya değil Türkiye olduğunu öğrendiğini” vurguladı.

Programda, “Türkiye’nin modern yüzü, dinamizmi, zengin tarihi ve kültürel değerleri” ABD’li izleyicilere başarıyla aktarıldı. Çekim boyunca, “Türkiye’de kendi alanlarında uzman kişilerin, Martha Stewart'a, gezisinin her bir noktasında rehberlik yaptığı” dikkatlerden kaçmadı. Martha Stewart'a, Boğaz turunda Osmanlı Sanatı Uzmanı Serdar Gülgün, Topkapı Müzesi’nde Anka Benli, Mısır Çarşısı’nda İstanbul Culinary Institute'un kurucusu Şef Hande Bozdoğan, Sultanahmet Camii'nde New York School of Visual Arts Öğretim Üyesi Peter Hristof, Ayasofya'da Müze Başkanı Doç. Dr. A. Haluk Dursun ve Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Koray Durak eşlik etti. Ünlü yapımcıya, Boğaz'a karşı yediği öğle yemeğinde ise Zeynep - Metin Fadıllıoğlu evsahipliği yaptı.

360 derecelik panoramik görüntülerle İstanbul'u tanıtan programda, Martha Stewart'ın, kentin mimarisinden, tarihinden, kıtalararası kesişim noktası olmasından çok etkilendiği ve Ayasofya, Sultanahmet Camii, Kapalıçarşı ve Boğaz’daki yalılar konusunda uzun tarihi açıklamalara yer verdiği görüldü.

Türkiye seyahatini Türk Hava Yolları first class ayrıcalığıyla gerçekleştiren ünlü televizyon starı, programda, THY’ye de özel olarak teşekkür etti.

Martha Stewart İstanbul bölümü, tekrar bölümleriyle ekranlara gelmeye ve ABD’li hedef kitlemizi ülkemize davet etmeye devam edecek. Yine aynı şov kapsamında, 1 Ekim 2010 tarihinde, Kapadokya segmenti ekranlara gelecek. Bunun yanısıra, Kapalı Çarşı'da yapılan çekimlerin, alışveriş içerikli ayrı bir program çerçevesinde yayınlanacağı yapımcılar tarafından bildirildi.

Bununla beraber, Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerini de kullanan ve sadece Twitter’da 1.700.000 civarında takipçisi olan Martha Stewart, ülkemize ve misafirperverliğimize hayran kalarak, çok olumlu izlenimlerle ülkemizden ayrıldığını hem televizyon hem de sosyal paylaşım siteleri üzerinden dile getirdi.

Bu yıl beşinci sezon çekimleri gerçekleştirilen ve bilhassa Amerikalı kadın izleyicilerin yıllardır ilgiyle izlediği program, ülkemiz dahil, Avustralya, Kanada, Japonya, Singapur, Dubai, Belçika, Yeni Zelanda gibi dünyanın birçok farklı ülkesinde de yayınlanıyor.

Programla ilgili videoya http://www.marthastewart.com/show/the-martha-stewart-show/the-istanbul-show adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.

(Kaynak:Turkishny.com)

Evlilik Evi ( tek odali iki yatakli otel )

Bu otelin sadece bir odası - iki yatağı var. Üstelik geceliği 240 Euro…

Guiness Rekorlar kitabına bile girmeyi başaran ‘Dünyanın en küçük oteli’ Almanya’nın Oberpfalz bölgesinde, Amberg kentinde bulunuyor.

Aslında bütün binanın boyutları 3 metreye 2,5 metre. Adı Eh’Hâus’ olan otelin de buna göre tek odası var elbette.

Hikayesi de ilginç…

Amberg kentinde hangi akla hizmet bu kadar küçük bir ev inşa edilir diye soranlara…

Geçen yüzyılın başlarında Amberg belediyesi, patlayan nüfusa önlem almak için sadece borcu olmayan kendi evine sahip olanlara nikah kıymaya başlamış.

Akıllı bir adam bir gün iki bina arasında kalan 2,5 metrelik boşluğu satın almış ve iptidai de olsa küçük bir ev inşa etmiş, evlenmiş. Evde oturmayı düşünmeyen ev sahibi, nikah kıyıldıktan hemen sonra, evlenmeyi bekleyen diğer bir çifte evi satmış. O çift de aynısını yapmış ve kısa süre içinde aynı ev yüzlerce kez cüzi rakamlarla el değiştirmiş.

Bu evi evlenmek isteyenlerin aldığından, zaman içinde binanın adı ‘Eh’Häus’e çıkmış. Yani ‘Evlilik Evi’ (Ehe Haus’un lehçesi).

Bugün otel olarak hizmet veren evin tek odası da olsa, bina yüksek bir konfora ve lükse sahiptir.

Dünyada hızla yayılan yeni trend: DeLuxe Kamping - Glamping

Önce ABD’de başlayan ve sonra Avrupa’ya yayılan ve ‘Glamour (Işıltılı)’ kelimesiyle ‘Kamping’ kelimesinden oluşan ‘Glamping’, zengin tatilcileri bir ışık gibi çekiyor.

Bu tür tatilde beş yıldızlı bir otelin verebileceğinden uzak kalan turistler, yine de son derece konforlu konaklama, yemek ve gezi imkanları buluyorlar.

İçleri çok lüks donanmış çadırlarda konaklayan misafirlere çok zengin ve organik ürünlerden bir kahvaltı sunuluyor. Kamp alanında çok sayıda TV ekranı, barlar, lüks çay kahve ikramları, açık hava sineması ve hatta ufak bir hayvanat bahçesi bile bulunuyor.

Öğlen yemeğini özel eğitimli garsonlar servis ederken, dünya mutfaklarından spesiyaliteler eksik olmuyor. Yemek sonrası şampanya veya Ekspresso bardan içecek bir şeyler ikram edilirken, lüks ciplerle geziler, safariler, balık avlama turları, rafting ve benzeri aktiviteler sunuluyor.

ABD’de her sene yüzde 25 pazar artışı kaydeden Glamping, özellikle ABD’nin ünlü Milli Park manzaralarının bir parçası oldu.

Fiyatlar geceliği (Yarım Pansiyon) 65 dolardan başlayıp, 800 dolara kadar çıkabiliyor. Örneğin; Montana Dağlarının Paws Up Glamping Resort’undaki bir gece kişi başı 725 dolar. Buna karşın Kentucky eyaletindeki Cave City yakınlarında bulunan Wigwam Village Galmping’de iki kişilik bir çadırda bir gece 65 dolar.

Otellerde asansör düğmelerine dikkat!


Asansör düğmelerinin, umumi bir tuvalet oturağından 40 kat daha fazla mikrop taşıdığı bildirildi.

Daily Mail'in haberine göre, oteller, lokantalar, bankalar, bürolar ve havalimanlarında yapılan bir araştırmada, bir asansör düğmesinin bir santimetre karesinde 313 "koloni oluşturan birim" bakteri bulunduğu tespit edildi.

Bir tuvalet oturağının bir santimetre karesinde ise sadece 8 koloni oluşturan birim bakteri bulunduğu kaydedildi.

Arizona Üniversitesi için araştırmayı yapan Microban Europe'tan Dr. Nicholas Moon, işlek bir binadaki asansörün düğmelerine her gün yüzlerce kişinin dokunduğunu hatırlatarak, "düğmeler düzenli olarak silinse bile buralarda bakteri oluşum potansiyeli çok yüksektir" dedi.

Daha önce yapılan bir araştırma da bir büro masasının bir tuvalet oturağından 400 kat fazla bakteri taşıdığı, bilgisayar klavyelerinin de tuvaletlerden 4 kat fazla mikrop barındırdığı tespit edilmişti.

24 Eylül 2010

Çok uçmayın çabuk yaşlanırsınız

İzafiyet teorisinde yeni tespit

Amerikalı bilimadamları, atomun titreşimlerini ölçebilen yüz defa daha hassas iki süper atomik saatle yaptıkları bir deneyle, yerçekiminden uzaklaştıkça zamanın daha çabuk geçtiğini kanıtladı.

Yirminci yüzyılın en ünlü fizikçisi Albert Einstein'ın görecelik kuramına göre, yerçekiminin etkisiyle zaman daha yavaş akıyor ve buna göre yerçekiminin daha az olduğu bir yere doğru uçmakta olan bir uçağın yolcuları her uçuşta birkaç nanosaniye daha fazla yaşlanıyorlar.

Bilimadamları, yıllar önce bu ilginç olayı, yüksek irtifada uçan bir füzenin içinde bulunan atomik saat ile aynı zamanda, manyetik alanın etkilerinin daha güçlü olduğu yeryüzünde bulunan başka bir atomik saat ile yaptıkları ölçümlerle gözler önüne serdiler.

ABD'nin Colorado eyaletindeki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü'te (NIST) görevli fizikçiler bu defa aynı olayı, yüz defa daha hassas iki süper atomik saat kullanarak günlük hayatta da izleyebildi.

İçinde atomik saat bulunan ve yüksek irtifada uçan füze ile yeryüzünde bulunan saat yerine, bu sefer sadece 33 santimetrelik bir irtifa farkı ile deney yapıldı.

Amerikan bilim dergisi Science'in 24 Eylül tarihli sayısında yayımlanan deneyin sonucuna göre, kişi 33 santimetre yüksekte, yani iki basamak yukarıda bulununca biraz daha çabuk yaşlanıyor. Fark çok zayıf olduğu için hemen farkedilmediğini belirten araştırmaya göre bu fark, 97 yıllık bir ömürde saniyenin 90 milyarda biri kadar.

Araştırmayı kaleme alan bilimadamları, bu farkın insanlar tarafından hissedilmese bile, bu çok hassas, ufacık farkı ölçebilme imkanı, jeofizik gibi başka araştırma alanlarında da kullanılabileceğini belirtiyor.

KİŞİ SAATTE 32 KİLOMETRE DAHA HIZLI GİTTİĞİNDE ZAMAN DAHA YAVAŞ GEÇİYOR

NIST'teki görevli araştırmacılar, İzafiyet Teorisi ya da Görecelik (relativity) kuramının günlük hayata başka bir etkisini daha tespit etti. Yaptıkları araştırmaya göre, kişi saatte 32 kilometre daha hızlı gittiğinde, zaman daha yavaş geçiyor.

Deneyler için araştırmacıların kullandığı, ne bir dakika ileri giden, ne de bir dakika geri kalan, NIST'in farklı laboratuvarlarında bulunan saatler, birbirlerine 75 metre uzunluğundaki bir fiber optik kabloyla bağlı.