6 Eylül 2010

İnsanlığın en eski sarayı açık hava müzesine dönüşüyor

Malatya’nın Ordüzü köyü yakınlarındaki Aslantepe antik bölgesindeki 5000 yıllık saray gelecek yıl açık hava müzesi olarak turizme kazandırılacak.
Aslantepe Dünyanın bilinen en eski yerleşim birimlerinden birisi ve MÖ 3300 tarihine kadar uzanan bir tarihi var. Restorasyon çalışmalarını İtalya La Spienza Üniversitesi öğretim görevlisi Marcella Frangipane yürütüyor.

Frangipane açık hava müzesinin açılması ile ziyaretçilerin Aslantepe kentinin kuruluş sürecini, sistemin nasıl kurulduğunu izleme şansı bulacak. Kazı ekibi sarayın her odasını ayrı ayrı düzenledi ve tavanları bozulmaktan korumak için özel olarak bir madde ile kapladı.

Sarayda bir tapınak, bir mahkeme salonu, depolari koridorlar var. Kazılarda o dönemde de bir bürokrat sınıfının varlığını kanıtlayan mühürler de bulundu.

Bu uygarlık bir yangın ile sona erdi, ama saraydan geriye kalanlar insanlık tarihinin ortak mirası ve o dönem Anadolu uygarlığı için yepyeni bilgiler veriyor.

İstanbul’un dünya mirası listesinden çıkartılması reddedildi.

Dünyayı kandırıyor muyuz?

Birleşmiş Milletler, bilim, kültür ve eğitimi örgütü UNESCO’ya bağlı Dünya Mirası Komitesi, bir süre önce Brezilya’da yaptığı toplantıda, İstanbul’un dünya mirası listesinden çıkartılarak tehlike altındaki dünya mirası listesine alınması yönündeki talepleri oybirliğiyle reddetti.
Ancak Türkiye’den bazı taleplerde bulunuldu.

Bunların başında, Haliç metro geçişi köprü projesinin başta Süleymaniye Camii olmak üzere, İstanbul'un tarihi yarımadasının görüntüsünü zedeleyip zedelemeyeceğinin tespiti için bağımsız bir değerlendirme yaptırılmasıydı. Kararda, Four Seasons Oteli’nin ek inşaatının mahkeme kararıyla durdurulması da, memnuniyetle karşılandı.

Peki, tehlike altındaki dünya miras alanı listesine alınsaydı ne olacaktı?

Eğer bu listeye alındıktan bir yıl sonra da gelişme sağlanmasaydı, listeden tamamen atılıp büyük prestij kaybına uğrayacaktık.

İstanbul’un en büyük düşmanı cehalettir. Cehaletle mücadele edemediğimiz için depreme karşı bir şey yapmamız mümkün değildir. Çünkü biz yerel yöneticilerle görüşemiyoruz. Ülkemizde bu cehaletle mücadele etmek mümkün müdür, tabii ki mümkündür.

İstanbul'da yaşayan halk ve İstanbul'u yöneten hükümet, bu statüyü kullanarak kötü işler yapıyor. Dolayısıyla UNESCO'nun ‘Bu kadar ahlaksızca oynanan oyunda biz yokuz’ demesi lazım. Halka bunun vehameti anlatılabilirse, belki halk kendisini yöneten bu adamlara karşı bir cephe alır. Şu anda İstanbul bir depremin birkaç dakikada yapacağı zararı her beş senede yaşıyor zaten. Bunu yerel yönetimler, hükümetler yapıyor.

Zarar derken, İstanbul’un tarihi yapısının bozulması, alt yapısı içerisinde gerekli hizmetlerin çağdışı kalmasını kastediyorum. Örneğin Ayamama’yı yerleşime açıp, orada şahane binalar dikiyorlar. Ama senin bina diktiğin yerin coğrafyada bir adı var; taşkın ovası. Taşkın ovasına ev yapan adam, taşkında su altında kalmaya davetiye çıkartıyor. Bu hükümet geldiğinden beri İstanbul üzerinde oynanan oyunlar korkunçtur. Bir depremde neler olacak, trafik tıkanacak, bir felaket yaşanacak ve herkes kaçmaya çalışacak. Koca gökdelenlerin boşaldığı anda Zincirlikuyu’dan Boğaziçi Köprüsü’ne saat akşam 6,5 gibi girmeye çalış, giremezsin. Çünkü yolu otobüsler işgal etmişlerdir. Bunlar servis otobüsleridir. Binada çalışanların otobüsleridir. O binalar adam gibi yapılsaydı, hepsinin garajı olurdu. Yola göre yapılırdı. Türkiye’nin en yüksek binasını diktiler oraya ama garajlar nerede? İstanbul depremi maksimum iki dakika sürebilir. Depremin iki dakikada vereceği zararı bu adamlar 8 yılda parti parti veriyorlar.

Dünyayı kandırmaya artık bir son vermeliyiz. ( Kaynak T24.com )

Türkiye Rusya arası seyahatlerde vize neden kalkmadı?

İki ülke vatandaşlarının karşılıklı seyahatlerde uygulanması beklenen vize muafiyeti, ‘İade’ sorununa takıldı.

Türkiye ve Rusya arasındaki vizesiz rejiminde sessizlik var. Vizesiz geçiş için, bir ülkede kaçak yakalananların diğer ülkeye iadesine ilişkin anlaşmanın onayı bekleniyor. Türk tarafı bu süreçte tüm onayları imza altına alırken, Rus tarafındaysa ise söz konusu süreç uzadı

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in Ankara ziyareti sırasında imzalanan Türkiye ve Rusya arasında bir aylık vizesiz dolaşım anlaşması, hem Türkleri hem de Rusları heyecanlandırmıştı. Rus tarafında vizelerin kalkmasını sevinçle karşılayan Rusya Tur Operatörleri Birliği Başkanı Maya Lomidze, bunun Türkiye'nin Rus turistlerine olumlu bakışın sonucu olduğunu söylemişti.

Anlaşma, Türkiye vatandaşlarının kalış süreleri bir ayı geçmemek üzere Rusya'ya turizm amaçlı vizesiz giriş yapabilmelerini, Rusya vatandaşlarının da Türkiye gümrük kapılarında ödedikleri 20 dolarlık vize ücretinin kaldırılmasını öngörüyor. Gelinen noktada, anlaşmaya göre Rusya ve Türkiye'nin vizeleri 27 Temmuz'da kaldırması gerekirken, iki ülke arasında hala vize rejimi devam ediyor.

Turkrus.com adlı internet sitesinin haberine göre Rusya'nın önde gelen turizm sitelerinden Tourinfo.ru, 'Türkiye ile hala vizeler kalkmadı' başlıklı bir haber yayınladı. Habere göre Rusya-Türkiye arasındaki vizesiz rejim anlaşmasının yürürlüğe girmemesinden Rus turistlerin de yakındığını yazdı. Bu arada Türkiye'de de pek çok kişi 'Rusya ile vizenin fiilen kalktığını' sanıyor.

Tourinfo.ru sitesi, vizesiz rejim anlaşmasının halen yürürlüğe girmediğine dikkat çekerek, 'Rus turistlerin hala Türk vizesi için para ödemeleri gerekiyor' diye yazdı. Türkiye'ye giden bazı turistlerin, vize için halen para talep edildiğini gördüklerinde şaşırdıkları belirtilen haberde, 'Turistler, tur paketi satın aldıkları acentelerin kendilerini bu konuda bilgilendirmemelerinden şikayetçi' denildi.

Rusya resmi turizm kurumu Rosturizm kaynaklarına göre vizesiz rejimin uygulanmaya konması için, bir ülkede kaçak olarak yakalanan vatandaşın diğer ülkeye iadesine ilişkin anlaşmanın onaylanması bekleniyor. Türk tarafı onay sürecini tamamladı. Bu aşamada Rus tarafının onayı bekleniyor. Pegas Turistik'in Genel Müdürü Anna Podgornaya, 'Herkes Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın cevabi kararını bekliyor' dedi.

TUROB Başkamı Timur Bayındır, Rusya'da bürokrasi ağır işlediği için henüz işlemlerin tamamlanmadığını belirtti. Bayındır, bunun Rus turistler için bir engel teşkil etmediğini, gelmek isteyenlerin kolaylıkla vize alarak Türkiye'ye geldiğini ifade ederek, 'Vize kalktığında tabii bu ekstra bir teşvik olacak' diye konuştu. Bazı kaynaklar, Rusya'nın uzun yaz tatilinin ardından konunun sonbaharda gündeme geleceğini ve yıl sonuna kadar vizesiz rejimin uygulamaya girebileceğini belirtiyor.

İngiliz güzellik standardı: En çirkin kadın İngiliz, en güzeli Türk

İngiltere’de yapılan “Hangi ülke en çirkin kadınlara sahip” anketinde, İngiltere açık ara farkla birinci olmayı başardı. Türkiye ise listenin sonunda yer aldı.

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, birçok kritere dayanılarak yapılan ankette İngiliz kadınlar neredeyse her alanda en düşük puanları aldı. Çok hızlı içen, geğiren, korkunç bir şekilde giyinen İngiliz kadınları, ankete katılanlar tarafından ‘kadınlara uyan davranışlar göstermeyen’ ve ‘aşırı kilolu’ olarak yorumlandı.

İngiliz kadınlarına en çok puan kaybettiren üç özellikleri ise ‘kaba olmaları’, ‘erkekler gibi içmeleri’ ve ‘bir yerde sızıp kalmaları.’ Ancak şikâyetler bununla bitmedi. Katılımcılar, İngiliz kadınlarını çirkin dövmelere sahip olmak, çok dar bikini ve futbol tişörtleri giymek ve suça bulaşmakla eleştirdi.

Real Holiday tatil sitesinin hazırladığı ankette, İngiliz kadınlar yüzde 22.4 ile en çirkin listesinde birinci olurken, ABD’liler yüzde 16.7 ile ikinciliği elde etti.

Doğu Avrupalılar ve İspanyalı kadınlar yüzde 15.7’yle üçüncü oldu. Listenin sonunda Türk kadınları yer aldı.

Sitenin sahibi Gary Hewitt, elde edilen sonuçlarla şok geçirdiklerini belirtti. Hewitt, “İngiliz kadınları gittikçe erkeklere benzemeye başladı. Sürekli içiyorlar ve sızıyorlar. Artık kendilerine dikkat etmeleri lazım” dedi.

Böyle olur Phuket Vejeteryan Festivali

Ekim’de Phuket’e gidecekler sakın "seks ve alkol" den bahsetmeyin.

8-16 Ekim arasında Phuket Adası’nda et ile beslenmek, alkol, seks kesinlikle yasak. Zira kutsal vejetaryen festivali başlıyor.

Taylandlıların kutsal şarkısı Maa Song gelecek ay bu halkın Tanrılarını yeniden ete kemiğe büründürecek ve dokuz gün boyunca sokaklar, meydanlar Vejetaryan Festivali’nin etkinliklerine sahne olacak.

Katılımcılar için festival dokuz gün boyunca seks ve alkolden tamamen uzak durmak ve katı bir vejeteryan diyetine sıkıca uymak anlamına geliyor.

Adeta kendinden geçmiş insanlardan oluşan tören alayları, kulakları tırmalayan havai fişekler, trafik kaosu, barışçıl ilahiler, ve vejeteryan beslenme bir tatil adası olarak Phuket’in esrarengiz yanını açığa çıkartacak.

Muhtemelen Phuket’in en çok bilinen beş festivalinin içinde en önemlisi olan vejetaryen kutlamaları 8-16 Ekim tarihleri arasında kutlanacak. Çin asıllı göçmenler de festivalin asli sahipleri olarak 8 gün boyunca sarı bayraklarla tören alaylarına katılacak, kutlamaların liderliğini yapacaklar.

150 yıldan daha eski bir geçmişi olan festival Ada’ya gelen Çinliler tarafından yaratılmış ve o zamandan bu yana aralıksız her yıl kutlanıyor.

8 gün boyunca her sabah ilk iş tören alaylarının sokakları doldurması oluyor. Güneş batarken binlerce genç tapınakların kutsal bölümlerinde bir araya geliyor. Adeta trans noktasına geçtikten sonra bir tür arınma olarak kendi kendilerine vurmaya başlıyor ve sakatlama noktasına geliyorlar.

Trans aşamasına geçtikten sonra çalmaya başlayan maa şarkısı bu gençleri doğaüstü güçlerle donatıyor ve kendilerini yaralayacak darbelerle dövmeye başlıyorlar. Bu uygulamanın, çevredeki diğer insanlardan kötü ruhları çekmek ve onlara şans getirmekle sonuçlanacağına inanılıyor.

Yabancı turistler yaralanmalar sırasında küçük şoklar yaşayabiliyor. Ama yerel halk bu gençlerin adadaki kötü ruhları söküp kendi bedenlerine hapsederek halka büyük bir hizmette bulunduklarına inanıyor.

İşin doğrusu bu kutsal şarkının etkisi ile bir nevi transa geçen gençlerin acı çekmedikleri ve aslında çok da derin yaralar oluşmadığı gözlemleniyor.

5 Eylül 2010

Genel Kurmay sonunda izin verdi, Atatürk Havalimanı genişliyor

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Atatürk Havalimanı’nı rahatlatması beklenen 800 dönümlük askeri arazinin devri için Genelkurmay’la anlaşmaya vardıklarını açıkladı.
Yıldırım, araziyi 300 milyon liraya devralıp, karşılığında ordunun gösterdiği yerlere ihtiyaçlarını karşılamak üzere binalar yapacaklarını bildirdi.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, İstanbul Atatürk Havalimanı’na komşu 800 dönümlük askeri arazinin 300 milyon liraya Devlet Havalimanları Genel Müdürlüğü’ne devri için anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Yıldırım, 300 milyon lirayı orduya nakit ödemek yerine, istedikleri noktalara binaların yapımını üstleneceklerini söyledi. Yıldırım, Atatürk Havalimanı’na eklenecek bu alanın daha çok uçak park yeri ve benzeri ihtiyaçlar için kullanılacağını vurguladı.

HER GÜN 3 BİN 300 UÇAK
Binali Yıldırım, THY Genel Müdürü Temel Kotil, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy ve Denizcilik Müsteşarı Hasan Naiboğlu’nun katılımıyla düzenlediği sohbet toplantısında, 7.5 yıl önce gündeme getirdikleri “Havayolu halkın yolu olacak. Türkiye uçacak. Türkiye ve vatandaş uçacak” sloganlarının gerçekleştiğini belirterek, “10 milyon kişi ilk kez uçakla seyahat etme şansı yakaladı. 7 şirket 7 merkezden içerde 45 noktaya uçuyor. Her gün semalarımızda 3 bin 300 uçak dolaşıyor. Biz göreve geldiğimizde 8.5 milyon olan uçakla taşınan yolcu sayısı bu yıl 56 milyona çıkmış bulunuyor” dedi.

ZENGİNLİK YAYILIYOR
Iğdır, Bingöl, Yüksekova ve Şırnak’a havaalanı yapımı için harekete geçtiklerini anımsatan Binali Yıldırım, “Örneğin Yüksekova’ya havaalanı yapmak rantabl mı?” sorusu üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: “Oradaki vatandaş bize, ‘İstanbul’daki vatandaştan ne farkımız var’ diye koruyor. Zenginliği, refahı, imkanları genele yaymak gerekiyor. Dolayısıyla Yüksekova’ya, Şırnak’a havaalanı yaparken ekonomik anlamda kurtarıp, kurtarmadığına bakmayız. Zamanla oralar da kendi ekonomisini yaratır.”

300 MİLYONA ALIYORUZ
Yıldırım, “Atatürk Havalimanı’na komşu 800 dönümlük askeri arazi konusunda Genelkurmay’la anlaşma sağlayabildiniz mi” sorusuna da şu yanıtı verdi: “300 milyon liraya devralmak üzere anlaştık. Parayı nakit ödemek yerine onların istedikleri yerlere istedikleri binaların yapımını biz üstleneceğiz. Böylece Atatürk Havalimanı’ndaki uçak park yeri sıkıntısı benzeri sorunlar çözülecek.”

3’ÜNCÜ PİST ARAYIŞI VAR
Yıldırım, “800 dönümlük askeri araziyi aldığınızda Atatürk Havalimanı’na bir pist daha eklenmesi söz konusu olabilecek mi” sorusunu ise, “Üçüncü pist için o araziden bağımzız arayışlarımız var. Eğer uygun bir formül ortaya çıkarsa, o zaman üçüncü pist yapımını gündeme getirebiliriz” şeklinde yanıtladı.

ÜÇÜNCÜ HAVAALANI OLACAK
Binalı Yıldırım, “İstanbul’a üçüncü havalimanı Silivri’ye mi olacak” sorusu üzerine de şu değerlendirmeyi yaptı: “İstanbul’a üçüncü havalimanı gerekiyor, yapılacak. Ancak, yeri konusunda henüz kesin karar verilmiş değil. Silivri de seçenekler arasında.” (Habertürk)